Parazit - Jessica Shirvignton

Parazit – Jessica Shirvignton

Parazit hem iyi hem de kötü yanları olan keyifli bir gençlik edebiyatı distopyası. İnsanların micro çipler ve M-Bant adı verilen arayüzleri takmaya zorunlu olduğu yakın bir gelecekte geçiyor. Yarattığı dünyadaki temel teknolojik değişikli bu olduğundan ve dünya diğer açılardan günümüze çok yakın olduğundan bana Black Mirror bölümlerini hatırlattı.

Bu yaratılan teknoloji insanların feremon değerlerine göre birbirleriyle uyumunu ölçen bir sisteme de sahip, ki zaten kitabın temel konusu da bu. Bunu bir distopyaya çeviren şey ise herkesle eksi seviyelerde uyum değeri alan ‘neg’lerin oluşu ve bu insanlara bir nevi suçlu muamelesi yapılması.

Bu teknoloji ile kurgulanan distopya oldukça başarılıydı. Durup bir gerçek hayat üzerinden değerlendirdiğimde, feromonların kişiler arası uyum için belli bir yere kadar önemli olduğuna katılsam da uzun süreli ilişkinin sağlıklı olup olmayacağını saptamak adına yetersiz kalacağına inanıyorum. Negleri ve bu insanların genelde suçlular olmasını ise mümkün görünüyorum, zira birçok kişi psikopatlarla karşılaştığında nedenini çözemese de rahatsız edici bir yanları olduğunu düşünür.

Kitabın kurgusu ise oldukça sıradandı. Yazar birçok çok satan gençlik edebiyatının kullandığı reçeteyi alıp uygulamış, üzerine de çok bir şey katmamış diye düşündüm. Kitabın ‘süprizi’ sayılabilecek çoğu şeyi yazarın hikayenin içinde verdiği tüyolardan tahmin edebildim, hatta yazarın verdiği birkaç tüyo daha olduğunu ve bunların sonuçlarını da ikinci kitapta göreceğimizi düşünüyorum.

İkinci kitap demişken… Bence bu kitap tek başına bir kitap değil, daha çok bir dizi bölümü gibi ikinci kitapla birleştiğinde tek bir hikaye oluşturacak şekilde tasarlanmış. Serilerde bunun yapılmasını açgözlülük olarak görüyorum açıkcası, bence serinin tüm kitapları birbirinden bağımsız olarak kendi içinde bir bütün olmalı, arkası yarın kuşağı gibi hikaye yarıda bırakılmamalı.

Yazarın anlatımı son derece akıcı ve kolayca okunan türdeydi. Hikayenin gidişatını tahmin etsem de sayfaları keyifle çevirmeye devam ettim. Ama bence kitap mekan tasvirleri konusunda son derece sınıfta kalmıştı, kitaptaki neredeyse hiçbir mekan zihnimde tam anlamıyla oluşmadı.

Karakterlere gelecek olursak… Anlatıcımız ve baş karakterimiz Maggie güzel tasarlanmış, motivasyonları net bir anti-kahramandı. Her şeyde fazlaca iyi olsa da neden o şekilde olduğuna dair alt yapıları görebildim. Quentin davranış değişikliklerini çok anlamlandıramadığım bir karakter oldu ama o şekilde olmasının da bir mantığı vardı. Gus’la Maggie arasındaki ilişki ise bence son derece doğaldı.

Kitabın çevirisi okuma keyfini bozmayacak kadar akıcıydı ama düzeltide biraz daha emek harcansaymış keşke diye düşündürdü. Birkaç yerde düzeltilmiş cümlenin eski halenden kalan kelimeler silinmemişti.

Sonuç olarak kolay okunan, akıcı, hoş bir distopyaydı ama eksik bir kitaptı. Keşke ikinci kitabı da çevrildikten sonra ikisini ard arda okusaymışım dedim.

Reklamlar

Yorum Yap

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s