Mülksüzler - Ursula Le Guin

Mülksüzler – Ursula Le Guin

Mülksüzler uzun zamandır adını duyduğum, bir süredir de kütüphanemde sıra bekleyen bir kitaptı. Nedense ‘Mülksüzler’ ismi bana itici geliyordu ve bir türlü elim kitaba gitmiyordu. Hainish Cycle’ın bir diğer kitabı Sürgün Gezegeni‘ni okuduktan sonra Mülksüzler isminin nereden geldiğiyle ilgili fikir sahibi oldumu sanmıştım fakat çok yanılmışım…

Yine de okurken iyi ki bu kadar bekletmişim, şu an okumak için çok doğru bir zamanmış dedim. Bu kitabı 20li yaşlarımın başında okusaydım yine çok beğenirdim ama sanırım aynı anlamları çıkaramazdım.

Mülksüzler karşımıza bir sürü Taocu zıtlık çıkarıyor. Taocu düşünce bir süredir üzerine okuma yaptığım ama bu kitap sayesinden yeni yeni tam olarak kavramaya başladığım bir zıtlıklar felsefesi, en basit anlatımıyla yin ve yang misali bir karşıtlık.

Tau Ceti yıldız sistemindeki birbirine tamamen zıt iki gezegendeyiz: Anarres ve Urras. Urras Dünyamıza çok benzeyen bir gezegen, bir sürü bitki ve hayvan çeşidi barındırıyor, ülkelere bölünmüş durumda, gezegenin tamamında arsist bir düzen var ve özellikle de en büyük güç A-İo ülkesinde kapitalizm oldukça ağır bir şekilde uygulanıyor. İşçi sınıf çok zor koşullarda yaşarken mülk sahibi varlıklı kesim büyük bir refah içerisinde, sınıf atlamaları ise oldukça güç.

Hikâyemizin başladığı zamandan yaklaşık 160 yıl önce Odo adında bir düşünürün fikirlerini benimseyen bir grup anarşist ana gezegenlerini terk ederek, onun ayına taşınıyorlar ve orayı Anarres olarak isimlendirip orada anarşist bir toplum kuruyorlar. Yasa yok, tabu yok, toplumsal sınıflar yok, cinsiyette dahil olmak üzere hiçbir ayrımcılık yok. Felsefeleri kullandıkları dile kadar yansımış durumda.

“Pravca, küfür etmek için iyi bir dil değildi. Cinsellik pis bir şey olmayınca, günaha girme diye bir şey de olmayınca küfretmek zordur.”

Dillerinde iş ve oyun eş anlamlı çünkü Anarres, Urras’ın aksine bir çöl gezegeni ve bu anarşist toplumun hayatta kalmak için gerçekten çok uğraş vermesi, dayanışma içinde olması ve çok çalışması gerekiyor.


Bu noktada anarşist toplum tanımını ele almadan olmaz. Günümüzde anarşizm muhtemelen halkın bu konudaki algısını değiştirmek isteyen kişiler tarafından yakıp yıkmak olarak anlamlandırılmaya başlanmış durumda fakat gerçekte bu değil, kitapta da gerçek anlamıyla geçiyor. Gerçek anarşizm, herhangi bir yasa, sosyal sınıflandırma, dini gereklilikler olmaksızın yaşayan toplumu tanımlıyor. Böyle bir toplumda düzen bireylerin birbirlerine karşı duydukları sorumluluk ve mülkiyetin olmaması ile sağlanıyor.


Kitaba dönecek olursak kitap Shevek’in hayatını anlatıyor. Anarresli yani Odocu bir bilim adamı olan Shevek, kitabın başında kendi gezegeninde ilgi çekmeyen bilimsel araştırmalarını geliştirmek için Urras’a gidiyor. Kitap boyunca bir bölümde Shevek’in geçmişini, bir bölümde bugününü okuyarak onun hayatı hakkında birçok bilgi sahibi oluyoruz. Elbette hem Araness’deki hem de Urras’taki yaşamla ve ikisi arasındaki zıtlıklarla da tanışıyoruz.

Ele alınan çok nokta var aslında ama beni en derinden etkileyeleri, insan doğasının ideal toplum düzenine izin vermemesi ve özgürlük kavramıydı. O yüzden bu ikisinin üzerinde durmak istiyorum.


Bence Le Guin sistemden bağımsız olarak insan doğasına bir eleştiride bulunuyordu. İnsanların mülkiyetçi, yeniliğe kapalı, aç gözlü ve güç sahibi olmayı arzulayan yapılarını gözler önüne seriyordu.

Öncelikle sahipliğin ve mülkiyet kavramlarının olmadığı Anarres’te aslından çok temel bir sahiplenme, gezegeni sahiplenme olduğunu görüyoruz. Gezegenin ‘bozulmaması’ için dışarıyla herhangi bir ilişkiye izin verilmiyor ve bu insanların yeniliğe ne kadar kapalı olduklarını da gösteriyor. Özellikle sanat ve bilim alanlarında yenilikçi her şeyi toplumun yılmasını tehdit edecek bir unsur olarak görmeleri de cabası… Toplumda yasaların olmaması ise aç gözlü kişilerin ihtiyaçlarından fazlasını almalarına ve güç sahibi olmak isteyen kişilerin boşlukları doldurarak kendini bir otorite konumuna getirmesine izin veriyor. Böylece sonuç arsist düzenden pek de farklı olmuyor.


Özgürlük kavramına gelecek olursak, Anarres’in anarşist toplumunda teoride her şeye özgürsünüz; yiyecek – barınma gibi temel ihtiyaçlarınızı karşılamak için çalışmak zorunda değilsiniz; aklınıza gelen, canınızın istediği her şeyi yapabilirsiniz sizi engelleyen hiçbir şey yok… Gerçekten yok mu?

İşte burada toplum baskısı devreye giriyor. Hayatta kalmanın düzenli olarak dayanışmaya bağlı olduğu bir ortamda aslında hiç de özgür değilsiniz çünkü toplumun diğer üyelerinin sizin özgürlüğünüzü doğrudan ya da dolaylı olarak kısıtlamalarına engel olan da hiçbir şey yok.


Mülksüzler ortaya koyduğu eleştirilerin, felsefenin ve düşündürücülüğünün yanı sıra bence mükemmel de bir anlatıma sahip. Ursula Le Guin’in diline gitgide daha çok alışıyorum, yavaş yavaş onun kaleminden ne gibi şeyler beklemem gerektiğini de kavramaya başlıyorum. Bu kitaptaki yazım dili de beklediğim ve o çok sevdiğim  tarzdaydı.

Çeviri ve editörlüğe gelirsek… Çeviri okuma keyfini bozmayacak akıcılıktaydı, Ursula Le Guin’in sade dili olabildiğince hoş bir şekilde yansıtılmıştı. Bilimsel konuşmalarının olduğu bölümler birkaç tekrar okuma gerektirse de bu çeviriden mi yoksa benim bilgi eksikliklerimden mi kaynaklı emin olamadım.

Editörlük yazım ya da cümle hataları bakımından sorunsuzdu fakat verilmiş editörlük kararları gözlerimden kan akmasına neden oldu. Kitap boyunca ‘ve’ler ile ‘ya da’lar da dahil olmak üzere tüm bağlaçların öncesinde virgül kullanılmıştı. Kitaba özgü özel isimlere, örneğin ırk ve devlet isimlerine gelen yapım ekleri ve çoğul ekleri kesme işareti ile ayrılmıştı. ‘Sağ ol’ ise kitap boyunca bitişik yazılmıştı. Elimdeki kitap on beşinci baskı olduğundan ve bu hatalar bir bütünlük içinde yapıldığından bunun verilmiş bir karar olduğu belliydi ama bence Metis gibi bir yayınevine hiç yakışmayan hatalardı.


Sonuç olarak Mülksüzler benim için hakkında yazması çok zor bir kitap oldu, zihnimde çaktığı birçok kıvılcıma rağmen hâlâ bana kattıklarını kelimelerle ifade etmekte zorlandığımı fark ettim, her şeyi birçok kez yazıp yazıp sildim.

Yine de kısaca ifade etmek gerekirse kitabı okurken bir süredir bilinçsizce bana 42 cevabını verecek bir denklem aradığımı fark ettim. Okuduğum kitaplarla, izlediğim filmlerle, tartıştığım konularla bu denkleme yeni sabit değerler ya da değişkenler ekliyormuşum. Mülksüzler de bu denklemde birçok değişiklik yapmamı sağlayan ve halihazırda eklediğim bazı değerlerin doğruluğunu bana gösteren bir kitap oldu. Kısaca bana çok şey kattı. ‘Hayat, Evren ve Her Şey’le ilgili çeşitli cevaplar -ya da daha doğrusu sorular- arayan herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap olduğuna inanıyorum.

Reklamlar

“Mülksüzler – Ursula Le Guin” üzerine 3 düşünce

  1. Le Guin’in eserlerini -fantastik eserleri hariç- severim. “Mülksüzler” ise yazarın okuyabildiğim tüm eserlerinden ayrıcalıklı, çok özel bir değere sahiptir bana göre. içerdiği başarılı bilim-kurgu öğeleri, son derece etkileyici, düşündürücü bir ütopya örneği oluşu, ideolojik ve felsefik anlamda bizi içine çektiği ikilemleri, ayrıca sürükleyici ve insanı içine çeken öyküsüyle çok başarılı bir roman olduğunu düşünüyorum. Bildiğimiz kapitalizmin geleceğine ve ona alternatif diyebileceğimiz, biraz evrilmiş bir anarşist sistemin olabilirliğine ilişkin, çok anlaşılır, çok akıcı bir hikaye sunmuş yazar bize. sizin de belirttiğiniz gibi; özellikle insan doğasının zaaflarını göz önüne alarak her iki dünyada da yaşanan düzen içi / düzen dışı aykırılıkları, insanın kendine ve başkalarına yapabildiklerini, tatminsizliğini, bitmeyen arayışını Shevek karakteri üzerinden çok güzel açıklamış. Okudukça insan daha çok düşünüyor, düşündükçe daha fazla dallanarak çoğalan fikirlerin derinliğine dalıyor istemeden de olsa. Herşeyi yapabileceğimiz ve kimseye hesap vermeyeceğimiz, fakat çok çalışıp mütevazi bir yaşam standardıyla yenineceğimiz Anarres mi özgürlüğü sunuyor yoksa teoride her türlü lükse sahip olabileceğimiz, doğru yollardan yürüyüp doğru tarafta durdukça bolluk içinde bir hayat yaşayabileceğimiz ama sistemin ve egemenlerin kurallarına tabi olduğumuz Urras mı ? Odocu sistemin -yine insan zaafları yüzünden- pratikte uygulanamaz oluşu üzerine, onun karşıtı olan saf kapitalizmin de insanları metalaştırıp makineleştirdiği gerçeğine ilişkin uzuuun makaleler yazılabilir. Ancak burada sadece roman üzerine kısa bir değerlendirme yapmaya çalışıyorsak, bilim-kurgu öğelerinin az olduğunu, ama ütopya ve distopya örneklerine meraklı kişilerin çok şey bulacaklarını, sosyoloji, felsefe gibi konularla ilgilenenlerin okumasında fayda olduğunu belirtmek gerekiyor. yazınız için teşekkürler.

    Liked by 1 kişi

    1. Yorumunuz için teşekkürler.
      Mülksüzler birçok farklı açıdan ele alınabilecek, üzerine çok çok şey yazılabilecek bir kitap niteliğinde. Bu yazıyı yazarken bu sebepten ötürü çok zorlandım; asılında çok daha detaylı, çok daha nitelikli bir yazı kaleme almak isterdim ama maalesef elimden bu kadarı geldi.
      Hayatı sorgulayan kişilerinin okuması gerektiği konusunda hemfikir olmamıza sevindim. 🙂

      Beğen

Yorum Yap

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s