Kusursuzlar - Louise O'Neill

Kusursuzlar – Louise O’Neill

Kusursuzlar dönemin en popüler türlerinden biri olan bir gençlik edebiyatı distopyası. Feminist bir gençlik distopyası. Fakat bu kitap türün olağan akışının -kendine güveni çok yüksek olmayan bir kızı al, güçlü yanlarını keşfetsin, bir erkekle tanışsın  (bu ikisinin sırası değişebilir), ikisi birlikte dünyayı kurtarsınlar- dışına çıkmış.

Kitabın kapağını açtığınızda kendinizi her kadının tüylerini diken diken edeceğine inandığım bir dünyanın içinde buluyorsunuz. Gelecekteyiz, bir felaket yaşanmış ve nüfus çok ciddi oranda düşmüş. Kadınların girdiği erkek çocuk doğurma yarışı ve bu konudaki bilimsel gelişmeler sonucunda kız çocuklarının neredeyse doğmaz oluşu, doğanların ise öldürülüşü genetik mühendislerini havva adı verilen kadınları tasarlamaya itmiş.

Çeşitli özelliklerin kombinasyonlarından yaratılan bu kadınlar elbette kusursuz olmak için tasarlanmış, tasarlanmış olmaları da onların bir maldan farksız hale gelmeleriyle sonuçlanmış. Kadının hiçbir söz hakkı yok! 17 yaşlarına gelene kadar bir okulda erkeklere itaat etmek ve kusursuz olmak üzere eğitiliyor, bu süreçte okuma yazma dahi öğrenmiyorlar ve ardından toplum içinde alacakları görev erkekler tarafından belirleniyor. Üç seçenekleri var: Varislerden birinin eşi olup onlar için erkek çocuk doğurmaya çalışacaklar, erkeklere cinsel haz vermekle görevli cariyeler olacaklar ya da bir bakire olarak Okul’da kalıp kendilerini kadınların tasarımcısı Baba’ya adayarak bu sistemin işlemeye devam etmesine katkı sağlayan kadınlara dönüşecekler.

4 yaşından itibaren hepsi ‘istenilen kiloda’ olmak için aç kalıyor, hiç görmedikleri 16 yaşına kadar da görmeyecekleri erkeklere kusursuz görünmek için bedenlerini sporla zorluyor, kendilerini kusursuz gösterecek giysileri ve makyajları keşfetmeye çabalıyorlar. Eğitim gördükleri 16 yıl boyunca kendileriyle aynı gün tasarlanan diğer havvalarla, yani kız kardeşleriyle kıyasıya bir yarış içindeler çünkü sadece en iyiler eş olarak seçilecek ve eş olmak bir kadının sahip olabileceği en yüksek statü. Her hafta çekilen fotoğrafları hiç görmedikleri erkekler tarafından oylanıyor ve sıralamaları belirleniyor.

Dahası da var elbette… Ne dersiniz, bu kadar yeter mi, tüyleriniz diken diken oldu mu?


Beni etkileyen temel nokta aslında anlattığı şeyin aslında günümüz toplumu olmasıydı…

🎤Gülümse erkekler pozitif kızları sever…🎤

Birçok kız çocuk küçük yaşlardan itibaren güzel görünmek, diğer kızlara kıyasla daha iyi olmak, erkekler tarafından beğenilmek, davranışlarına dikkat etmek üzere yetiştiriliyor. Güzellik çok çok çok önemli görünüyor, her şeyden önemli: akıllı olmaktan, insanlığa katkı sağlamaktan… Genç kadınlar benim bir senede kullandığımdan daha fazla makyaj malzemesini her gün yüzlerine sürüyorlar. Sosyal medyada ‘like’ uğruna her şeyi hiçe sayıyorlar ve en kötüsü de birbirlerini görünüşleri üzerinden aşağılıyor, ilgi çekmek için birbirlerine kazık atıyorlar.

Çok ilginç bir şekilde bu hayat tarzı üzerinden para kazanan Marie Claire dergisi ise kitap hakkındaki alıntılarda bulunuyor…


Neyse, kitaba dönecek olursak… Kitapta Freida’nın (ya da kitaptaki yazılışıyla freida, çünkü kadınlar isimlerinin baş harflerini büyük yazacak kadar bile önemli değil) okuldaki son senesine şahit oluyoruz. Freida kendine hiç güveni olmayan, her hareketini başkaları tarafından beğenilmek ve sevilmek üzere yapan bir karakter. Kitap boyunca kendisinden nefret ettim ve o güzel yüzünü duvara sürtme isteği duydum; okurken birçok davranışı öncesi kendi kendime, “Hayır, bunu da yapabilecek kadar salak olamaz,” desem de hepsini yaptı. Elbette bu böyle olması istenerek tasarlanmış bir şeydi; yazar kitabı okuyan hiçbir genç kadının  kendini Freida’yla özdeşleştirmesini istememiş, hatta ona benzememeye çalışmalarını arzulamıştı.

Kitap adı gibi kusursuz olmaktan uzak olsa da vermeye çalıştığı mesajı iletebildiğine inanıyorum. Elbette, Ursula Le Guin’in bu kitaptan önce hemen okuduğum Mülksüzler‘de satır aralında verdiği mesajı yansıtmak için 400 sayfa kullanmış ama bir gençlik edebiyatı örneği olduğunu ve benden çok daha genç, okuma geçmişi benden çok daha kısa kişilere hitap ettiğini unutmamak gerek. Bana inandırıcı gelmeyen, çok abartılı bulduğum, altının yeterince doldurulmadığına inandığım noktaları bu sebepten ötürü görmezden gelebiliyorum.


Öznur Özkaya’nın çevirisi son derece temiz ve kitabın akıcılığını koruyan şekildeydi. Ellerine sağlık! Okurken sadece sen/siz hitaplarıyla ilgili birkaç problem olduğunu düşündüm ama bu benim takıntım. Editör koltuğunda oturan Su Akkaya da kendi görevini layıkıyla yerine getirmişti, sanırım tek bir hataya rastladım, o da nazar boncuğu olsun.


Kısaca, Kusursuzlar gençlerin mutlaka ama mutlaka okuması gereken bir kitap çünkü bahsedilen  geleceğin gerçek olmasını engellemek için onlara çok görev düşüyor. Distopyalar insanın şöyle bir silkeleyip onlara gidişatı göstermek için çok önemli ve bu kitabın bunu başardığını, türün diğer örneklerinin aksine bir farkındalık yaratarak insanı kendini sorgulamaya ittiğine inanıyorum.

Reklamlar

“Kusursuzlar – Louise O’Neill” üzerine bir düşünce

Yorum Yap

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s