1984 - George Orwell

1984 – George Orwell

Bu kitap hakkında şu ana kadar söylenmemiş ne söyleyebileceğimden emin değilim… Öncelikle çokça söylenmiş bir noktadan başlayayım, mutlaka okuması gereken bir eser, özellikle de günümüzde. Hatta sanırım kişinin hayatının farklı evrelerinde okuyup farklı noktalarından ders çıkarması gerekiyor.


Sanırım beni en çok etkileyen noktalardan bahsetmekle yetineceğim. İlk olarak alanım olan bir konu, dil. Kitapta bahsedilen Yenisöylem.

“Yenisöylem’in tüm amacının, düşünce ufkunu daraltmak olduğunu anlamıyor musunuz? Sonunda düşüncesuçunu tam anlamıyla olanaksız kılacağız, çünkü onu dile getirecek tek bir sözcük bile kalmayacak. Gerek duyulabilecek her kavram, anlamı kesin olarak tanımlanmış, tüm yan anlamları yok edilmiş ve unutulmuş tek bir sözcükle dile getirilecek.”

Dil gerçekten insanların düşünce biçimlerini ve zihinsel sınırlarını etkileyen en önemli faktörlerden biri ki bu noktada aklıma aynı konuyu farklı bir şekilde ele alan Arrival filmi geldi (o öykünün geçtiği kitabı okumayı çok istiyorum, İzmir fuarında mutlaka almam gerek).

Dili kısıtlamak ve insanların düşünmemesi istenen fikirleri ifade edecek kelimeleri dilden söküp atmak bana, hem tüyler ürpertici hem de son derece etkili olacak bir yöntem gibi geliyor. Belki zamanla yine insanların zihninde bazı aykırı düşünceler oluşur fakat bunları başkalarına ifade edemeyecekleri gibi kıyaslama yapmalarına yardımcı olacak herhangi bir şey bilmedikleri için bunları kendilerine dair bir sorun olarak görmeleri daha olası.


Ele almak istediğim ikinci nokta teknolojinin gelişimi ile sınıfsız, zengin bir topluma ulaşılabileceği görüşü.

“Belli ki, herkesin daha az çalıştığı, yeterince yiyecek bulduğu, banyosu ve buzdolabı olan bir evde yaşadığı, bir arabası, hatta uçağı olduğu bir dünyada, eşitsizliğin en belirgin, belki de en önemli biçimi ortadan kalkmış olacaktı. Zenginlik bir kez genelleşti mi, ayrım tanımayacaktı. Hiç kuşku yok ki, kişisel mülk ve lüks anlamında zenginliğin eşit bir biçimde dağıtılacağı, bu karşılık iktidarın küçük bir ayrıcalıklı zümrenin elinde toplanacağı bir toplum düşünmek mümkündü. Ama böyle bir toplum uygulamada uzun süre ayakta kalamazdı.”

Bu görüşün beni etkilemesinin sebebi aynı fikre sahip olmam ve bu sayede geleceği daha aydınlık olarak görebilmem ama George Orwell bu konuda benim kadar iyimser değil. O, iktidar sahiplerinin gücü kaybetmemek için yapabilecekleri konusunda benden çok daha kötücül, hatta belki gerçekçi denebilecek bir görüşe sahip. İçimdeki Pollyanna’yı öldürmeyi reddetsem de kendimi onun bu karanlık uyarsını zihnimin bir köşesinde bulundurmak zorunda hissediyorum.


Üçüncü konu sonsuz savaş…

“Birbirlerini yok edemeyen, birbirleriyle savaşmak için hiçbir somut nedenleri olmadığı gibi, aralarında gerçek bir ideolojik ayrılık da bulunmayan taraflar arasında, sınırlı hedefleri olan bir savaştır bu.”

Bence Orwell dışı tehditlerin toplumu sindirmek ve o anda yaşadıkları koşulların -bu koşullar ne kadar kötü olursa olsun- kabul edilebilir görülmesini sağlamak için kullanılması fikrini çok iyi yansıtmıştı. Bu kitabın yazıldığı tarih 1948’de de, adını aldığı yıl 1984’te de, günümüzde de maalesef iktidar sahiplerinin sıkça kullandıkları bir yöntem; bir noktada toplum olarak buna kanmaktan vazgeçmemiz gerekiyor.


Son olarak değinmek istediğim konu ise totaliter rejim karşıtı düşüncenin de en az rejim kadar baskıcı olması.

“… karanlıkta savaşıyor olacaksınız.Hep karanlıkta olacaksınız. Aldığınız emirleri nedenini bilmeden yerine getireceksiniz.”

Bunun beni etkilemesinin temel sebebi bu fikri kabul edilemez bulmam. Elbette yanlış düşünüyor olabilirim fakat bence yeni bir düzen yaratmak yerine sadece varolan düzeni yıkmak üzerine çalışmanın yıkılması istenen rejimi daha da güçlendireceğine inanıyorum.


Bu, şu ana kadarki yazılarımdan çok farklı oldu. Kitabın temelindeki totaliter rejim, sınıf ayrımı ve “Büyük Birader Seni İzliyor” konularını hiç ele almadım zira yazının başında da belirttiğim gibi bu konular, birçok farklı görüş tarafından kaleme alınmış ve onlara ekleyebilecek bir şeyim olduğuna inanmıyorum.

Yine de yazıyı her zamanki gibi çeviri ve editörlükten bahsederek bitirmek istiyorum. Celâl Üster’in çevirisi benim kullanmayı tercih etmeyeceğim ve okurken zihnimde sürekli değiştirdiği kelimelerle bağlaçlar içerse de son derece akıcıydı. Bu kelime seçimleri 1984 yılı çevirisinde beni rahatsız etmeyecek olmasına rağmen 2010 yılı itibariyle yapılmış bir çeviride daha güncel kelime seçimleri görmeyi tercih ederdim. Editörlük ise yukarıda verdiğim alıntılarda da görülebileceği gibi bir virgül enflasyonuna sahip olması dışında kusursuzdu.

Kitabın başındaki önsöz ve çevirmen notu hakkında da bir eleştiride bulunmak istiyorum. Bu tarz, kitabın tam bir özeti sayılabilecek yazıların sonsöz olarak basılması gerektiğine inanıyorum; bunu söylerken bahsettiğim kitabın  konusu çoğunluk tarafından bilinen, birçok kişinin defalarca okuduğu1984 olduğunun farkındayım. Bunun sebebi bu tarz önsözlerin okuyucuyu belli bir bakış açısıyla bakmaya yönlendirdiğini, bireyin çıkarabileceği farklı anlamları körertebileceğini düşünmem. Şahsen ben artık okurken de o şekilde okumaya özen gösteriyorum.


Sonuç olarak 1984 herkesin okuması ve çevresiyle paylaşması gereken bir eser çünkü bugün atılan adımların gelecekte ne kadar büyük etkilerinin olabileceğini gösteren bir uyarı niteliğinde, hem dünü hem bugünü hem de yarını anlatan bir kitap.

Reklamlar

“1984 – George Orwell” üzerine 2 düşünce

  1. Üzerinde çok konuşulmuş, çok tartışılmış, hakkında yazılmaya başlayınca nerede duracağını bilmenin zor olacağı böylesine özel bir eser hakkında yorum-değerlendirme yapmak çok zor. bu açıdan, cesaretini takdir ediyorum. ayrıca, totaliter ve baskıcı yönetimlerin özellikle romandakini andıran bir yurttaş mühendisliği yürüttüğü günümüzde, bu eseri ele almanın isabetli bir seçim olduğunu de belirtmek istiyorum.

    Romanın dil-iletişim temasını “arrival” ile bağlaman hoşuma gitti. Yine aynı şekilde, halkı kontrol etmek için “düşük yoğunluklu, devamlı savaş durumu” sürdürmenin bugün de geçerli bir yöntem olduğunu acı biçimde görüyoruz, bu noktaya da değindiğin için tebrikler. Hem roman türünün başarı bir örneği olarak hem de siyasi-sosyal-insani mesajlarıyla değerini kaybetmeyecek bir eser. kesinlikle okunmalı.

    Liked by 1 kişi

    1. Teşekkür ederim, umarım genel olarak beğenini kazanabilen bir yazı olmuştur. 🙂
      Gerçekten klasik denilebilecek, üzerinde çok konuşulmuş eserler hakkında bir şeyler kaleme almak zor oluyor ama bu yazıyı biraz da kendime not baabında yazmak istedim.
      Ve evet, kesinlikle okunmalı, hem de tek bir sefer de değil.

      Beğen

Yorum Yap

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s